Efe
New member
[color=]Muharrem İsminin Anlamını Bir İsim Arayışından Daha Fazlası Olarak Öğrenmek[/color]
Geçenlerde aileden birinin yeni doğacak oğluna isim aradığını öğrendiğimde, konu dönüp dolaşıp “Muharrem” ismine geldi. İlk anda sıradan bir isim sohbeti gibi görünüyordu. Fakat isim üzerine konuşmaya başladıkça, aslında tek bir kelimenin içinde tarih, kültür, din, takvim ve toplum hafızasının ne kadar çok katman taşıyabildiğini fark ettik.
Masada herkesin isme bakışı farklıydı. Dedem, “Bizim mahallede Muharrem amca vardı, çok güzel insandı.” diyerek kendi hatırasını anlattı. Gençlerden biri doğrudan sözlüğe bakmak istedi. Bir başkası ise “İsmin anlamı güzel ama çocuğun karakterini belirler mi?” diye sordu.
İşte tam o noktada konu benim için daha ilginç bir hâl aldı.
Çünkü “Muharrem ne demek?” sorusunun cevabı yalnızca birkaç kelimeden oluşmuyordu.
[color=]Muharrem İsmi Ne Anlama Gelir?[/color]
Muharrem, Arapça kökenli bir erkek ismidir. Arapça “ḥ-r-m” kökünden gelen “Muharram” kelimesi, temel olarak “haram kılınmış, dokunulmaz, saygıdeğer, yasaklanmış” anlam alanıyla ilişkilidir.
İslam kültüründe Muharrem aynı zamanda hicrî takvimin ilk ayının adıdır. Bu nedenle kelimenin anlamı yalnızca bir kişi adı olarak değerlendirilmez; İslam tarihindeki zaman ve kutsallık anlayışıyla da bağlantılıdır.
“Muharrem” kelimesindeki anlam katmanlarından biri, savaşmanın ve çatışmanın yasak kabul edildiği dört haram aydan biri olmasıdır. Bu dört ay; Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep'tir.
Bunu ilk öğrendiğimde bana ilginç gelen şey şuydu: Bir insanın adı, aslında eski toplumların zaman anlayışından bugüne kadar gelen bir kavramı taşıyabiliyordu.
Düşünsenize…
Bir bebeğe isim veriyorsunuz ve o isim, yüzyıllar önce insanların takvimine, toplumsal kurallarına ve kutsal kabul ettikleri değerlere kadar uzanıyor.
Sizce bir ismin geçmişinin bu kadar eski olması, günümüzde o isme farklı bir anlam kazandırır mı?
[color=]Bir Eski Defter ve “Muharrem” Adlı Çocuk[/color]
Hikâyemizin kahramanına gelelim.
Kasabanın eski evlerinden birinde yaşayan Mehmet Bey, yıllardır sakladığı bir sandığı açmak zorunda kaldı. Sandık, babasından kalmıştı. İçinde birkaç eski fotoğraf, sararmış mektuplar, Osmanlı döneminden kalma bazı aile evrakları ve kenarları yıpranmış bir defter vardı.
Defterin ilk sayfasında tek bir isim yazıyordu:
Muharrem.
Mehmet Bey bu ismi görünce bir süre sessiz kaldı.
Çünkü kendi dedesinin adı da Muharrem'di.
Defterin sayfalarını çevirdikçe yalnızca bir aile hikâyesi değil, aynı zamanda küçük bir Anadolu yerleşiminin geçmişi ortaya çıkmaya başladı.
Dedesi Muharrem, gençliğinde oldukça hesaplı ve planlı bir insan olarak anlatılmıştı. Köyde su sıkıntısı yaşandığında insanların yalnızca yakınmalarını dinlemekle yetinmemiş, kullanılmayan eski bir su kanalını tespit edip onarılması için girişimde bulunmuştu.
Onun düşünce biçimi basitti:
“Önce sorunu anlayacağız, sonra ne yapılacağını hesaplayacağız.”
Bu yaklaşım, bugün “çözüm odaklılık” veya “stratejik düşünme” diye adlandırabileceğimiz davranışlara oldukça benziyordu.
Fakat hikâyede başka bir karakter daha vardı.
Muharrem'in eşi Fatma Hanım.
Fatma Hanım sorunlara aynı şekilde yaklaşmıyordu. O, su kanalının nasıl onarılacağından önce insanların neden birbirleriyle konuşmadığını anlamaya çalışıyordu. Kim kırılmıştı? Kim kendisini dışlanmış hissediyordu? Hangi aile yardım istemeye çekiniyordu?
Muharrem plan yapıyordu.
Fatma ise insanların o plana gerçekten katılabilmesi için aralarındaki ilişkileri onarıyordu.
İki yaklaşım birbirinin karşıtı değildi.
Tam tersine, biri olmadan diğerinin eksik kaldığı ortaya çıkıyordu.
[color=]Çözüm Yetmez, İnsanları da Anlamak Gerekir[/color]
Defterdeki anlatıya göre su meselesi birkaç ay içinde çözülememişti. Çünkü teknik sorun aslında meselenin yalnızca bir parçasıydı.
Muharrem, su yolunun haritasını çıkarmıştı. Kim hangi bölümü temizleyecek, hangi araçlar kullanılacak, masraf nasıl karşılanacak; hepsini planlamıştı.
Ancak toplantılarda insanlar tartışıyordu.
Bir aile, geçmişte yapılan bir anlaşmazlık nedeniyle diğer aileyle aynı ekipte çalışmak istemiyordu.
İşte Fatma Hanım burada devreye girdi.
İnsanları tek bir toplantıda ikna etmeye çalışmak yerine ev ev dolaştı. İnsanların endişelerini dinledi. Kimseye “Sen yanlış düşünüyorsun.” demedi.
Sonunda Muharrem'in hazırladığı plan, Fatma'nın kurduğu iletişim sayesinde uygulanabilir hâle geldi.
Bu hikâyede dikkatimi çeken nokta, “erkekler şöyledir, kadınlar böyledir” şeklinde basit bir ayrım yapılması değil. Çünkü gerçek hayatta insanlar bu kadar kesin kategorilere sığmıyor.
Buradaki iki karakter bize daha farklı bir şey gösteriyor:
Bir insan sorunları çözmek için stratejik düşünebilirken aynı zamanda son derece empatik olabilir. Bir başka insan ilişkileri önemserken çok güçlü bir planlama becerisine sahip olabilir.
Dolayısıyla Muharrem ve Fatma'nın hikâyesini cinsiyetlere ait değişmez özellikler olarak değil, insan davranışlarının farklı yönlerini gösteren iki tamamlayıcı yaklaşım olarak okumak daha doğru olur.
Sizce günlük hayatta hangisi daha fazla ihmal ediliyor: sorunu çözmek mi, sorundan etkilenen insanları anlamak mı?
[color=]Muharrem İsminin Tarihsel Yolculuğu[/color]
Defterdeki isim, Mehmet Bey'i daha eski dönemleri araştırmaya yöneltti.
Muharrem ayının tarihsel önemi burada ortaya çıktı.
İslam öncesi Arap toplumunda da bazı ayların savaş ve çatışmadan uzak durulması gereken dönemler olarak kabul edildiği bilinir. İslam'ın ortaya çıkışıyla bu gelenek yeni dinî çerçeve içinde devam etti.
Kur'an-ı Kerim'de yılın on iki ay olduğu ve bunlardan dördünün haram aylar olduğu belirtilir. Muharrem de bu aylardan biridir.
Bu nedenle “Muharrem” ismi yalnızca “bir ayın adı” değildir. Kelimenin içinde dokunulmazlık, saygı ve sakınma gibi anlamlar bulunur.
Fakat zaman içerisinde Muharrem ayının toplumsal ve kültürel anlamları farklı coğrafyalarda farklı biçimlerde gelişmiştir.
Özellikle Kerbelâ hadisesi, Muharrem ayının İslam dünyasındaki hafızasında çok önemli bir yere sahiptir. Hicrî 61 yılında, yani miladi 680'de Hz. Hüseyin ve beraberindekilerin Kerbelâ'da öldürülmesi, yüzyıllar boyunca farklı Müslüman toplulukların hafızasında derin izler bırakmıştır.
Bu olayın anılması, özellikle Alevi-Bektaşi geleneğinde Muharrem ayının anlamını güçlü biçimde şekillendirmiştir. Oruç, matem, dayanışma ve paylaşım gibi uygulamalar çeşitli topluluklarda farklı biçimlerde yaşatılmıştır.
Burada önemli bir ayrıntı var:
Muharrem ayının bütün Müslüman topluluklarında aynı şekilde yaşandığını düşünmek doğru değildir.
Dinî gelenekler ve toplumsal uygulamalar coğrafyaya, mezhebe, kültürel çevreye ve aile geleneğine göre farklılık gösterebilir.
Bir ismin tarihini araştırırken bu çeşitliliği görmek, kelimeyi tek bir kalıba hapsetmemek açısından önemlidir.
[color=]Bir İsmin İçinde Toplum Hafızası[/color]
Mehmet Bey defteri okumaya devam etti.
Yıllar önce yazılmış bir cümle dikkatini çekti:
“İsimler insanı geçmişe bağlar; fakat insanın geleceğini isim değil, yaptığı işler belirler.”
Bu cümle üzerinde uzun süre düşündü.
Çünkü isimlerin insanlar üzerinde kültürel çağrışımları olabilir. Bir isim aile büyüklerini hatırlatabilir, bir tarihî dönemi çağrıştırabilir veya dinî bir anlam taşıyabilir.
Ama bir çocuğun nasıl bir insan olacağını yalnızca ismi belirlemez.
Muharrem isimli bir insanın mutlaka sakin, güçlü, dindar, lider veya geleneksel biri olacağını söylemek mümkün değildir.
İsim, bir miras olabilir.
Karakter ise kişinin kendi hayatında şekillenir.
Belki de isim seçerken asıl güzel olan şey budur.
Çocuğa geçmişten bir kelime verilir; fakat o kelimenin gelecekte nasıl bir hikâyeye dönüşeceğine çocuk kendi hayatıyla karar verir.
[color=]Muharrem İsminin Manevi ve Kültürel Çağrışımları[/color]
“Muharrem” ismi bugün Türkiye'de özellikle geleneksel isimler arasında karşılaşabileceğimiz isimlerden biridir.
İsmin çağrıştırdığı başlıca kavramlar arasında saygı, dokunulmazlık, kutsallık, tarih, gelenek ve hafıza bulunabilir.
Ancak burada sözlük anlamıyla kişisel çağrışımı birbirinden ayırmak gerekir.
Örneğin bir aile için Muharrem, dedenin adı olabilir.
Başka bir aile için Muharrem ayını hatırlatabilir.
Bir başkası içinse sadece kulağa güçlü ve geleneksel gelen bir erkek ismi olabilir.
Aynı kelime, farklı insanların hayatında farklı kapılar açabilir.
Belki de isimlerin en güzel taraflarından biri budur.
[color=]Defterin Son Sayfasındaki Soru[/color]
Mehmet Bey defterin son sayfasına geldiğinde birkaç satır daha gördü.
Yaşlı Muharrem, hayatının son yıllarında torunlarına isimlerin anlamını anlatıyordu.
“Bir ismi taşımak kolaydır,” diye yazmıştı. “Asıl mesele, o isme güzel bir hikâye bırakmaktır.”
Mehmet Bey defteri kapattı.
Artık ailesine doğacak çocuğun ismi hakkında vereceği cevap farklıydı.
“Muharrem güzel bir isim,” demekle yetinmeyecekti.
Çünkü artık biliyordu ki Muharrem kelimesinin arkasında Arapça bir kök, hicrî takvim, haram aylar, İslam tarihi, Kerbelâ hafızası ve Türkiye'nin farklı kültürel gelenekleri vardı.
Ama bütün bunların yanında çok daha basit bir gerçek de vardı:
Bir isim, sahibinin hayatına eşlik eder.
Onu tanımlamak zorunda değildir.
Çocuk büyür, kendi seçimlerini yapar, kendi ilişkilerini kurar, kendi hatalarını yapar ve kendi hikâyesini yazar.
Belki yıllar sonra bir başka aile sohbetinde biri “Muharrem isminin anlamı nedir?” diye soracak.
Ve o gün cevap yalnızca “haram kılınmış, saygıdeğer, dokunulmaz” olmayacak.
Belki “Bizim Muharrem şöyle bir insandı…” diye başlayan yepyeni bir hikâye anlatılacak.
Çünkü isimlerin gerçek anlamı bazen sözlüklerde değil, insanların onlara yüklediği hatıralarda saklıdır.
Siz Muharrem ismini duyduğunuzda ilk olarak ne düşünüyorsunuz? Ailenizde Muharrem adını taşıyan biri varsa, bu isim sizin için sözlük anlamından farklı bir hikâye taşıyor mu?
Geçenlerde aileden birinin yeni doğacak oğluna isim aradığını öğrendiğimde, konu dönüp dolaşıp “Muharrem” ismine geldi. İlk anda sıradan bir isim sohbeti gibi görünüyordu. Fakat isim üzerine konuşmaya başladıkça, aslında tek bir kelimenin içinde tarih, kültür, din, takvim ve toplum hafızasının ne kadar çok katman taşıyabildiğini fark ettik.
Masada herkesin isme bakışı farklıydı. Dedem, “Bizim mahallede Muharrem amca vardı, çok güzel insandı.” diyerek kendi hatırasını anlattı. Gençlerden biri doğrudan sözlüğe bakmak istedi. Bir başkası ise “İsmin anlamı güzel ama çocuğun karakterini belirler mi?” diye sordu.
İşte tam o noktada konu benim için daha ilginç bir hâl aldı.
Çünkü “Muharrem ne demek?” sorusunun cevabı yalnızca birkaç kelimeden oluşmuyordu.
[color=]Muharrem İsmi Ne Anlama Gelir?[/color]
Muharrem, Arapça kökenli bir erkek ismidir. Arapça “ḥ-r-m” kökünden gelen “Muharram” kelimesi, temel olarak “haram kılınmış, dokunulmaz, saygıdeğer, yasaklanmış” anlam alanıyla ilişkilidir.
İslam kültüründe Muharrem aynı zamanda hicrî takvimin ilk ayının adıdır. Bu nedenle kelimenin anlamı yalnızca bir kişi adı olarak değerlendirilmez; İslam tarihindeki zaman ve kutsallık anlayışıyla da bağlantılıdır.
“Muharrem” kelimesindeki anlam katmanlarından biri, savaşmanın ve çatışmanın yasak kabul edildiği dört haram aydan biri olmasıdır. Bu dört ay; Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep'tir.
Bunu ilk öğrendiğimde bana ilginç gelen şey şuydu: Bir insanın adı, aslında eski toplumların zaman anlayışından bugüne kadar gelen bir kavramı taşıyabiliyordu.
Düşünsenize…
Bir bebeğe isim veriyorsunuz ve o isim, yüzyıllar önce insanların takvimine, toplumsal kurallarına ve kutsal kabul ettikleri değerlere kadar uzanıyor.
Sizce bir ismin geçmişinin bu kadar eski olması, günümüzde o isme farklı bir anlam kazandırır mı?
[color=]Bir Eski Defter ve “Muharrem” Adlı Çocuk[/color]
Hikâyemizin kahramanına gelelim.
Kasabanın eski evlerinden birinde yaşayan Mehmet Bey, yıllardır sakladığı bir sandığı açmak zorunda kaldı. Sandık, babasından kalmıştı. İçinde birkaç eski fotoğraf, sararmış mektuplar, Osmanlı döneminden kalma bazı aile evrakları ve kenarları yıpranmış bir defter vardı.
Defterin ilk sayfasında tek bir isim yazıyordu:
Muharrem.
Mehmet Bey bu ismi görünce bir süre sessiz kaldı.
Çünkü kendi dedesinin adı da Muharrem'di.
Defterin sayfalarını çevirdikçe yalnızca bir aile hikâyesi değil, aynı zamanda küçük bir Anadolu yerleşiminin geçmişi ortaya çıkmaya başladı.
Dedesi Muharrem, gençliğinde oldukça hesaplı ve planlı bir insan olarak anlatılmıştı. Köyde su sıkıntısı yaşandığında insanların yalnızca yakınmalarını dinlemekle yetinmemiş, kullanılmayan eski bir su kanalını tespit edip onarılması için girişimde bulunmuştu.
Onun düşünce biçimi basitti:
“Önce sorunu anlayacağız, sonra ne yapılacağını hesaplayacağız.”
Bu yaklaşım, bugün “çözüm odaklılık” veya “stratejik düşünme” diye adlandırabileceğimiz davranışlara oldukça benziyordu.
Fakat hikâyede başka bir karakter daha vardı.
Muharrem'in eşi Fatma Hanım.
Fatma Hanım sorunlara aynı şekilde yaklaşmıyordu. O, su kanalının nasıl onarılacağından önce insanların neden birbirleriyle konuşmadığını anlamaya çalışıyordu. Kim kırılmıştı? Kim kendisini dışlanmış hissediyordu? Hangi aile yardım istemeye çekiniyordu?
Muharrem plan yapıyordu.
Fatma ise insanların o plana gerçekten katılabilmesi için aralarındaki ilişkileri onarıyordu.
İki yaklaşım birbirinin karşıtı değildi.
Tam tersine, biri olmadan diğerinin eksik kaldığı ortaya çıkıyordu.
[color=]Çözüm Yetmez, İnsanları da Anlamak Gerekir[/color]
Defterdeki anlatıya göre su meselesi birkaç ay içinde çözülememişti. Çünkü teknik sorun aslında meselenin yalnızca bir parçasıydı.
Muharrem, su yolunun haritasını çıkarmıştı. Kim hangi bölümü temizleyecek, hangi araçlar kullanılacak, masraf nasıl karşılanacak; hepsini planlamıştı.
Ancak toplantılarda insanlar tartışıyordu.
Bir aile, geçmişte yapılan bir anlaşmazlık nedeniyle diğer aileyle aynı ekipte çalışmak istemiyordu.
İşte Fatma Hanım burada devreye girdi.
İnsanları tek bir toplantıda ikna etmeye çalışmak yerine ev ev dolaştı. İnsanların endişelerini dinledi. Kimseye “Sen yanlış düşünüyorsun.” demedi.
Sonunda Muharrem'in hazırladığı plan, Fatma'nın kurduğu iletişim sayesinde uygulanabilir hâle geldi.
Bu hikâyede dikkatimi çeken nokta, “erkekler şöyledir, kadınlar böyledir” şeklinde basit bir ayrım yapılması değil. Çünkü gerçek hayatta insanlar bu kadar kesin kategorilere sığmıyor.
Buradaki iki karakter bize daha farklı bir şey gösteriyor:
Bir insan sorunları çözmek için stratejik düşünebilirken aynı zamanda son derece empatik olabilir. Bir başka insan ilişkileri önemserken çok güçlü bir planlama becerisine sahip olabilir.
Dolayısıyla Muharrem ve Fatma'nın hikâyesini cinsiyetlere ait değişmez özellikler olarak değil, insan davranışlarının farklı yönlerini gösteren iki tamamlayıcı yaklaşım olarak okumak daha doğru olur.
Sizce günlük hayatta hangisi daha fazla ihmal ediliyor: sorunu çözmek mi, sorundan etkilenen insanları anlamak mı?
[color=]Muharrem İsminin Tarihsel Yolculuğu[/color]
Defterdeki isim, Mehmet Bey'i daha eski dönemleri araştırmaya yöneltti.
Muharrem ayının tarihsel önemi burada ortaya çıktı.
İslam öncesi Arap toplumunda da bazı ayların savaş ve çatışmadan uzak durulması gereken dönemler olarak kabul edildiği bilinir. İslam'ın ortaya çıkışıyla bu gelenek yeni dinî çerçeve içinde devam etti.
Kur'an-ı Kerim'de yılın on iki ay olduğu ve bunlardan dördünün haram aylar olduğu belirtilir. Muharrem de bu aylardan biridir.
Bu nedenle “Muharrem” ismi yalnızca “bir ayın adı” değildir. Kelimenin içinde dokunulmazlık, saygı ve sakınma gibi anlamlar bulunur.
Fakat zaman içerisinde Muharrem ayının toplumsal ve kültürel anlamları farklı coğrafyalarda farklı biçimlerde gelişmiştir.
Özellikle Kerbelâ hadisesi, Muharrem ayının İslam dünyasındaki hafızasında çok önemli bir yere sahiptir. Hicrî 61 yılında, yani miladi 680'de Hz. Hüseyin ve beraberindekilerin Kerbelâ'da öldürülmesi, yüzyıllar boyunca farklı Müslüman toplulukların hafızasında derin izler bırakmıştır.
Bu olayın anılması, özellikle Alevi-Bektaşi geleneğinde Muharrem ayının anlamını güçlü biçimde şekillendirmiştir. Oruç, matem, dayanışma ve paylaşım gibi uygulamalar çeşitli topluluklarda farklı biçimlerde yaşatılmıştır.
Burada önemli bir ayrıntı var:
Muharrem ayının bütün Müslüman topluluklarında aynı şekilde yaşandığını düşünmek doğru değildir.
Dinî gelenekler ve toplumsal uygulamalar coğrafyaya, mezhebe, kültürel çevreye ve aile geleneğine göre farklılık gösterebilir.
Bir ismin tarihini araştırırken bu çeşitliliği görmek, kelimeyi tek bir kalıba hapsetmemek açısından önemlidir.
[color=]Bir İsmin İçinde Toplum Hafızası[/color]
Mehmet Bey defteri okumaya devam etti.
Yıllar önce yazılmış bir cümle dikkatini çekti:
“İsimler insanı geçmişe bağlar; fakat insanın geleceğini isim değil, yaptığı işler belirler.”
Bu cümle üzerinde uzun süre düşündü.
Çünkü isimlerin insanlar üzerinde kültürel çağrışımları olabilir. Bir isim aile büyüklerini hatırlatabilir, bir tarihî dönemi çağrıştırabilir veya dinî bir anlam taşıyabilir.
Ama bir çocuğun nasıl bir insan olacağını yalnızca ismi belirlemez.
Muharrem isimli bir insanın mutlaka sakin, güçlü, dindar, lider veya geleneksel biri olacağını söylemek mümkün değildir.
İsim, bir miras olabilir.
Karakter ise kişinin kendi hayatında şekillenir.
Belki de isim seçerken asıl güzel olan şey budur.
Çocuğa geçmişten bir kelime verilir; fakat o kelimenin gelecekte nasıl bir hikâyeye dönüşeceğine çocuk kendi hayatıyla karar verir.
[color=]Muharrem İsminin Manevi ve Kültürel Çağrışımları[/color]
“Muharrem” ismi bugün Türkiye'de özellikle geleneksel isimler arasında karşılaşabileceğimiz isimlerden biridir.
İsmin çağrıştırdığı başlıca kavramlar arasında saygı, dokunulmazlık, kutsallık, tarih, gelenek ve hafıza bulunabilir.
Ancak burada sözlük anlamıyla kişisel çağrışımı birbirinden ayırmak gerekir.
Örneğin bir aile için Muharrem, dedenin adı olabilir.
Başka bir aile için Muharrem ayını hatırlatabilir.
Bir başkası içinse sadece kulağa güçlü ve geleneksel gelen bir erkek ismi olabilir.
Aynı kelime, farklı insanların hayatında farklı kapılar açabilir.
Belki de isimlerin en güzel taraflarından biri budur.
[color=]Defterin Son Sayfasındaki Soru[/color]
Mehmet Bey defterin son sayfasına geldiğinde birkaç satır daha gördü.
Yaşlı Muharrem, hayatının son yıllarında torunlarına isimlerin anlamını anlatıyordu.
“Bir ismi taşımak kolaydır,” diye yazmıştı. “Asıl mesele, o isme güzel bir hikâye bırakmaktır.”
Mehmet Bey defteri kapattı.
Artık ailesine doğacak çocuğun ismi hakkında vereceği cevap farklıydı.
“Muharrem güzel bir isim,” demekle yetinmeyecekti.
Çünkü artık biliyordu ki Muharrem kelimesinin arkasında Arapça bir kök, hicrî takvim, haram aylar, İslam tarihi, Kerbelâ hafızası ve Türkiye'nin farklı kültürel gelenekleri vardı.
Ama bütün bunların yanında çok daha basit bir gerçek de vardı:
Bir isim, sahibinin hayatına eşlik eder.
Onu tanımlamak zorunda değildir.
Çocuk büyür, kendi seçimlerini yapar, kendi ilişkilerini kurar, kendi hatalarını yapar ve kendi hikâyesini yazar.
Belki yıllar sonra bir başka aile sohbetinde biri “Muharrem isminin anlamı nedir?” diye soracak.
Ve o gün cevap yalnızca “haram kılınmış, saygıdeğer, dokunulmaz” olmayacak.
Belki “Bizim Muharrem şöyle bir insandı…” diye başlayan yepyeni bir hikâye anlatılacak.
Çünkü isimlerin gerçek anlamı bazen sözlüklerde değil, insanların onlara yüklediği hatıralarda saklıdır.
Siz Muharrem ismini duyduğunuzda ilk olarak ne düşünüyorsunuz? Ailenizde Muharrem adını taşıyan biri varsa, bu isim sizin için sözlük anlamından farklı bir hikâye taşıyor mu?